top of page

THE PLATFORM (2019): KUŞ BAKIŞI GÖZLEM

  • bizimruhagacimiz
  • 3 Şub
  • 12 dakikada okunur


Üç tür insan vardır;

Yukarıdakiler

Aşağıdakiler

Düşenler. 


Film Goreng’in 48. katta gözünü açmasıyla başlıyor. Oda arkadaşı Trimagasi olayın ve mekanizmanın yemek yemekten ibaret olduğunu söylüyor. Trimagasi Goreng’den aldığı bilgi kadar bilgi veriyor. Faydacı bir yaklaşımla ilişkilerini yönetiyor. Bu da kişilerarası ilişkilerimizde pragmatik bakış açımızın sağlıklı ve içten ilişkiler kurmamıza engel olduğunu, karşıdakini de buna teşvik ettiğini ima ediyor (bak bir bilgi verdim, sıra sende diyor Goreng). Trimagasi aslında kendi içine sıkışmış bireyin sembolü. Goreng’i yemek yemesi için teşvik etmeye çalışıyor, platform yukarı çıkacakken uyarıyor (bunu yapması için hiçbir gerekçesi yok, faydacı bir yaklaşım sergileyip canı cehenneme diyebilir). Goreng’in aşağıdakilerle ve yukarıdakilerle iletişime geçmesinin gereksiz olduğunu vurguluyor, ilk aylarının son günü onu sevdiğini söylüyor. Aşağıdakilerin dinlemesinin bir anlamı olmayacağından, yukarıdakilerin de dinlemeyeceklerinden emin olduğundan. Bir ay sonra sistemin değişmediğini düşündüğünüzde, gerçekten ciddi bir sistem eleştirisidir bu nokta. Kimse kendinden aşağıdakileri önemsemiyor, sistemi değiştirmeye güçleri yok çünkü. Yukarıdaki tek bir kata bile müdahale edemeyecek kadar da aciz bırakılıyorlar. Yukarıya da baktığımızda ucu görülmeyen katlar mevcut (filmde birçok kez bu sonu görülmeyen sistem gösteriliyor, altıncı katta iken bile, 4. kattakileri hiçbir biçimde de görmüyorlar), aşağıda da keza durum aynı. Trimagasi “Merak etme, yukarıda yakında daha az insan olacak.” diyor Goreng’e. En başta bu ifadenin neyi hedef gösterdiği anlaşılmıyor tabii; ancak daha sonra yukarıda hiçbir çaba göstermeden yemeğe ulaşmanın verdiği bir varoluş savaşıyla insanların intihar ettiğini görüyoruz. Bu da kuvvetle muhtemel Hollanda’daki gibi sosyoekonomik düzeyi yüksek olup da, varoluş sorunları yaşayan ve intihar eden bir kitlenin varlığını vurgulama ihtiyacı. Evet, güzel bir vurgu. Ama bu gruba karşı diğerlerinin duyarsızlıkları, ölümlerinin bir amacının olmadığı (diğerlerine yem olmamaları, açlıktan ölmemeleri, bir hedefin olmadan sistemden çıkmaları vs.) bu konuya yabancılaşmaları da önemli bir psikolojik vurgu. Trigmagasi bu durumu anlamadığını ifade ediyor, diğerler ölümlerin gerekçelerini farkındalık dolu açıklarken. Buradan varoluş sorunlarına yabancılaştıklarını görebiliyorum (adam yemeğe ulaşamıyor, ne varoluşu diye bakılırsa, bu sistemin içinde dönen herkes altta da üstte de bunu yaşayabiliyor, intiharlar hep devam ediyor). Trimagasi Goreng’e “Yukarıda olsan atlayacak, aşağıda olsan yüreği yemeyecek adamlara benziyorsun.” diyor. Goreng kitapla platforma giren bir adam (kitabın sorgulanması gerektiğini savunuyor muhatap olduğu herkes. Imoguiri en öfkeli anlarından birinde “Kim buraya bi kitap getirir lan?” diyor mesela). Sigarayı bırakıp kitap okumak derdi. Bu nedenle varoluş bunalımına girebileceğini, ancak yaşam savaşı söz konusuysa hayatta kalmak için gerekli saldırgan çabayı gösteremeyeceğini inandığını söylüyor. Sanırım da kendisini ikinci gruba katarak, bunun da gerçek güç olduğunu ima ediyor. İşte bu da yine kendi içine sıkışmış, saldırganlığı başarı kabul eden, sevmek ve nefret etmek arasında kalan bireyin sembolü. Kitap demişken; kitap da Don Kişot yani. İspanyolların yel değirmeni savaşçısı. Kendi değerleriyle savaşırken yel değirmenleriyle savaşmaya giden yolda her gün çıldırdığına inanılıyor. Filmde de böyle oluyor, birileri öldükçe bizimki kafayı mı yedi acaba diye soruyoruz. Kötülere karşıdır, ama güçsüzdür de. Bizim Goreng işte tam da bu. Tek başına savaştığında böyle bir sistemle, tabi ya kafayı yersin, ya kafayı kırarsın. Adam birleşin diyor.


Demişken, Trimagasi’nin öyküsündeki vurgularda şahane noktalar var. Samurai Plus’un reklamlarının kendisini nasıl etkilediğini anlatış şekli, “Detaylara dikkat etmiyorum diye mi? İşte detaylar beni delirtti.”, diyerek ayrıntıların hayatının akışını nasıl etkilediğini, takıntı durumunu ve psikolojik olarak hastalık düzeyinin bilgisi hakkında veri sunuyor bolca. Aynı zamanda ikinci reklamdakilerin kendisine bakarak “Sanki bana gülüyorlardı.” diyerek sapkın bir özdeşim kurduğunu, bu durumun da kendisini televizyonu aşağı atmaya götürdüğünü ifade ediyor. DSM-5’in tanı kriterlerinden büyük bir buket alırdı muhtemelen. Ayrıca televizyonu attığında aşağıda oluşabilecek herhangi bir durumun sorumluluğunu üstlenmeyi reddederek “O göçmenin hatasıydı oradan geçmek.” diyor. Bunu da gerçekten mantığa harika oturtarak herhangi bir vicdan emaresi göstermiyor. Gerçekten güzel bir temsil. Kısa vakte sığabilecek en iyilerinden.

Goreng’in sistemi değiştirme çabasını “Yukarıdakiler komünistleri dinlemez.” diye yorumluyor Trimagasi. Çabalamıyor bile. İyi veya kötü tüm çabaları hiçe sayıyor. “Bir ay sonra da onlar bizim üzerimize işer.” diyerek yapılan pislikleri kabul edeceğini ve normalleştireceğini dile getiriyor. “Delikte seçme özgürlüğü vardır.” diyerek de ironik bir özgürlük algısından bahsediyor aynı zamanda: platformdan aşağıya inme, ölme veya yaşamayı tercih etme, öldürme. Özgürlük algısının sınırları. Ama yukarıdakiler seni dinlemez. Konuşma bu anlamda özgür ve irade içeren bir eylem değil. Trimagasi çok iyi bir temsil, gerçekten. Sonra katlarına Mirahu geliyor. Trimagasi onu ve oğlunu her ay aradığını anlatıyor. Ve tabii kendisinin ona yardım ettiğini. Ama bu yardım gerçek bir yardım mı, yoksa yine algılarını bir çerçeveye oturtma mı bu durum, tartışılır. Yoksa onu yemeyerek mi ona yardım ediyor? Anlamak zor Trimagasi’yi, ama şundan eminim ki herhangi bir eylem olmadan yardım ettiğini söylüyor. Kaldı ki on aya yakın içerde. On kere en az gördü bu kadını. Ama ona dokunma diyor Goreng’e. Mirahu da sonraki tüm doldurduğu sahnelerin birlikte değerlendirilmesi gereken bir karakter. Ayın son günü Trimagasi “Bu ay Tanrı’ya inanıyorum.” diyerek sözünü bitiriyor. Bu aydan kastı gireceği ay sanıyorum. Tanrı inancına ihtiyaç duyacağı zor zamanlar için bu psikolojik örtüyü, savunma mekanizması olarak kullanmaya ihtiyaç duyuyor. Ve 171. katta gözlerini açıyorlar. Tabii Goreng’in her yeri bağlı şekilde. Acizliğine acizlik katıldığı nokta. Trimagasi açıklama yapıyor “Salyangozların yenmeden önce 10 gün arındırılması lazım.”. Sekizinci gün onu kesip parça parça yiyeceğini, önceki açacağı yaraları sonradan tedavi edeceğini ve onu öldürmeden, hayati organlarını zedelemeden “tüketeceğini” söylüyor. Ve bunun sorumlusunun da yukarıdakiler olduğunu. Yine sorumluluk kabul etmiyor, görünmeyen bir güce topu atıyor. İşte günümüz insanı ve hastalıklı varoluşu. Selam! Sekiz gün yattığı yerde kaderini bekleyen Goreng’in sıfır noktasında oluşu, tepkisizliği, tonlamaya mecali olmayan ses tonuyla kendini açıklama çabasıyla “Bu olandan sadece seni sorumlu tutuyorum, ne yukarıdakileri ne de sistemi; sadece seni.” deyişi ve Trimagasi’nin “Artık temizsin. Kin bile besleyemiyorsun.” diye söylediklerinden uzak Goreng’in karşısındaki tükenişini yorumlayışı (bir salyangoz olduğunu düşünmek bana daha iyi geliyor diye de yine mantığa bürüyerek Goreng’i kişi oluşunu yok sayışı ve kendini rahatlatmak için nevrotik bir yol izlemesi de daha ayrıntılı bir psikolojik analiz gerektiren konu) aralarında artık bir kurban – katil ilişkisi kurduklarını gösteriyor. Gerçekten olay yemek, yiyemediğinde tüm değerler yok olur. Ayrıntılı incelenmesi gereken bir ifade de Trimagasi’nin “Açlık insanı delirtir. Önce karşılıklı güvensizlik sorunu yaşarız. Sen benden daha genç ve güçlüsün. Bu güvensizliğin sonunda çatışmalar ve suç doğar.” şeklinde faşist sistemin temel ihtiyaçlar kapsamında değerlendirmesini bir sosyolog edasıyla yapması ve henüz en ufak bir çatışma yaşamadan ya da sorun yaşamadan kendi analizi sonrası yaptığını meşru görmesi de (kaldı ki elinde kitabı olan birine karşı Samurai Plus’u da var yani) ayrı bir hatadır. Bu da eylem olmaksızın doğru değerlendirme yapılamayan başka bir kitle psikolojisi vurgusudur, teşekkürler.

Salyangoz demişken, film tamamen salyangoz metaforu üzerine kurulu. Goreng’in en sevdiği yemek, yukarıdakiler salyangozu yemiyor, mucizevi bir biçimde dokunmuyor, Trimagasi Goreng’i bağladığında salyangoz olarak onu düşünmek istediğini söylüyor vs vs. Salyangoz yavaş hareket eden bir hayvan, Eski Mısırlılar da salyangozu doğurganlık, zaman ve değişimi sembolize ettiğini söylüyor. Filmin mottosu olabilecek olan “Değişim asla spontane değildir.” ifadeleri de salyangozun yavaş değişim gösteren, ve değişimi sembolize etmesiyle eşleşebilir. Hatta üst kattakilerin değişimi reddetmesini de Goreng’in mucizevi biçimde salyangoza dokunmamalarıyla özdeşleştiriyorum. İlk önce Mirahu’nun 171. kata sekiz gün geçtikten sonra gelmesinin nedenini sorguladım, ilk gün hemen gelmesini bekledim. Ama doğru, her katta psikopatlar var (ilk 50 kattakiler temel ihtiyaçları karşılandığından tecavüz etmek için (Trimagasi iki gün yanlarında tutabileceğinden bahsediyordu) –ya da kendi isteğiyle birlikte olması da olası, hiçbir ayrıntı yok zira-, 51. kattan itibaren de onu yemek isteyenlerle savaşacağı için gelemediğini hesaba katarsak), bu nedenle 8. günün sonunda aşağı iniyor. Ve tabii Trimagasi’yi yaralıyor, Goreng’e de sorumluluk alarak öldürmesini istiyor, daha doğrusu bu ikisi arasında bir mesele ve kendi hesaplaşmalarını yapmalarını sağlıyor. Kadın deli mi, psikopat mı tartışılır. Bu arada da penna cotayı gösteriyorlar. Hazırlanırken nasıl bir titizlikle ve keman eşliğinde porsiyonların hazırlandığı vurgulanıyor. Millet o yemekte kıl mı var, bakmıyorlar aslında. Ama onların rolü, mükemmel porsiyonları hazırlamak. Platformdaki herkesin en sevdiği yemeği yani. En azından bize aktarılan bu; çünkü 666 porsiyon var mı o platformda bunu analiz etmek kolay değil. Bana sorarsanız yok, platformun genişliği o ölçüde değil çünkü. O kısmı yoruma açık. İşte burdan sonra Trimagasi’yi yemeye başlayan Goreng’in nevrotik iç sesi belirmeye başlıyor ve Trimagasi ondan daha medeni bir katil olduğunu söylüyor. Onun gösterdiği merhameti kendisinin göremediğinden bahsediyor. Ve o dakikadan sonra Trimagasi her seferinde artık özdeşleştiklerini, iç içe geçtiklerini, bir olduklarını, kısaca Goreng’in de kimliğini kaybettiğini ve platformun bir parçası olduğunu söylüyor. Sürekli bir vurgu var. “Biz biriz.” Goreng’in teslim olmayışının, onu öldürmesinin bir zorunluluk değil, tercih olduğunu ve iradesinden bağımsız bir kararla sistemin bir parçası olduğu vurgusu yapılıyor. Hırsızlığa itilen, fuhuşa itilen hiçbir bireyin iradesini kullanmayarak sistemin parçası olduğunu ve “sistemin kurbanı olmayı kendi rızasıyla tercih ettiğinin” bir vurgusu sayılabilir bu. Ve zar zor 171. kattaki süresini dolduruyor Goreng. 33. katta Imoguiri ile başlıyor Goreng üçüncü ayına. Ama başlarken de Mirahu’yla seviştiğini görüyor arada aldığı gazın etkisiyle. Sonuçta aşağı indi ay sonunda bir şekilde, Mirahu’nun gazdan etkilenmemesi de mümkün değil; ama şöyle de bir durum var, bu hayal iki kere tekrarlıyor film boyunca. Mirahu’nun Goreng’in başına doğru sarıldığı sahne. Mirahu’nun gazın etkisiyle belirmesi Mirahu’dan etkilendiğinin mi, cinsel ihtiyaçlarının başgöstermesinin mi, yoksa Mirahu’nun çizilmek istenen tablosuna ilişkin bir manipülasyon mu bilinmez. Vietnam’da ciddi bir kimyasal saldırı da söz konusuydu, belki bunun mesajıdır. Imoguiri 25 yıl yönetim için çalışmış ve son 8 yıl insanları platforma gönderen kişi. Kadın 200 kat olduğunu söylüyor, tabii yanlış bilgi bu. Yalan olduğunu düşünmüyorum ama; zira 202. katta uyandıklarında kadının intihar etmesi için aslında gerçekçi tek bir gerekçe yok. Kadın öleceğini biliyor zaten, ve içerdekilere yardım etmek için geldiğini söylüyor. Yardım etmese bile kendi varoluşuna ilişkin bir savaş haline getiriyor platformu. O yüzden yönetimin kendisini kandırmış olmasını hazmedemediğine inanıyorum. Platformun dışardaki adı “Dikey Öz Yönetim Merkezi”. Suçlular ve gönüllüler giriyor. Ama tabii o konuda net bilgi vermiyor filmde. Kadının deyişiyle 16 yaşından küçük kimse yok, yönetimin titiz olduğunu vurguluyor. Kadın spontane dayanışma diye bir kavramı savunuyor, alttaki katın iki porsiyonunu hazırlayıp gönderiyor. 15 gün porsiyonları yemek için aşağıdakileri ikna etmeye çalışıyor. Bi “işe” yaramıyor tabi. Bizim adam gelip yemeklerinin üstüne pislemekle tehdit edince etkileniyor 34. kat. Ve o sahnede filmin devamında da birkaç kez vurgulanacak bir ifade beliriyor “Değişim asla spontane değildir.” Filmin mottosu olabilir. Filmin tek gülümseten diyaloğu da “Yukarıya sıçamam çünkü hanımefendi.” idi. 16. günlerinde Mirahu geldi. Yukarıdan yaralı biçimde. Köpeği katletti ve gitti. Kadın da ilk formda aldığı bilgileri söyledi Mirahu’ya dair. 10 aydır platformda olduğunu, ukulele ile girdiğini ve film oyuncusu olduğunu söyledi. Film boyu Mirahu’nun ağzından tek bir kelime çıkmadı. Imaguiri onun annesi, babası ve çocuğu olmadığını belirtti. Ailesi ve varsa da çocuğu ölmüş olabilir. Oyuncu olması da dünyanın seyirci kalacağı bir katliama maruz kalmasını ima ediyor olabilir. Bana bu mantıklı geliyor. Bir kere bile ukulelesi görülmedi. “Vietnam’ın Marilyn Monroe’si olmak istiyor.” diye aşağılarcasına eleştirdi Imoguiri onu. Trimagasi’nin bıçağını aldı, onunla görüldü. Hep katliamlarla ilişkilendirildi. Ya da tecavüze uğramasıyla. Ya da yalancılığıyla. Kim böyle bir yere kimi kimsesi yoksa ukulele ile girmek ister ki? Neşelendiren sesi olan bir çalgı grubunda. Ukulelenin 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ulusal bir fenomen olduğunu yazan bloglar mevcut. Dönem sonunda radyolarda sıklıkla ukulele çalındığını söylüyorlar. İyileştirici bir gücü olduğuna inanıyorlarmış ve kolay öğreniliyormuş. Daha çok bilgi var bununla ilişkilendirilebileceğine dair. Bu arada Miharu Japonca kökenli bir isim; Kanji karakterleriyle yazılışına göre “okyanus, güneş, güzellik, umut, temizlik” anlamlarına geliyor. Çeviride en kapsamlı yorum “güzel parlak gökyüzü” anlamına geldiğine dair. Boşa seçilmemiş. Aslında sistemin içine umutla ve güzel bir tınıyla giren Miharu, sistemin içinde önyargılara, katliamlara, tecavüzlere maruz kalıyor. Ve sonunda bir katil oluyor. Özgür bırakıldığı tek şeyi sistemin içinde gerçekleştiriyor. Ha belki çocuğu da var, ama o da zaten dışarda ölüyor varsa da. Imoguiri’nin köpeğinin adının neden 2. Ramses olduğunu, bunun seçildiğini pek merak ettim. Tarihe ilişkin vurgular pek bir ciddi noktayı işaret etmiyor gibi. Ama Nefertiti’nin karısı olduğunu gördüm, kadının acaba kendini bununla mı özdeşleştirdiğini düşünmedim değil doğrusu. Öğrenirsem eklerim. Kadın son gün platformun ne kadar sorunlu ve ölümcül bir yer olduğunu bilmediğini söylüyor. Ve ekliyor: “Şu an bana inanmana ihtiyacım var.” Olay iradesiyle karşıdakinin bir durumu algılayıp onaylaması değil, kendi isteğini gidermesi. Yemezler. Ha bir de Imoguiri’nin oda arkadaşını seçtiğine dair diyaloglar var. Bunun köpeği için demediğini (ilk dakikada onsuz gelmezdim o benim nesnem vari bir diyalog geçiyor çünkü) Goreng için dediği iması var. O da cepte kalsın. 202. katta uyanıyorlar. Tabi kadın kendini asıyor. Ve bu kez sistemin yediği ve tanıklık gösterdiği iki ölüm de kendi zihninde yer ediyor. Imoguiri ve Trimagasi bir ayin ritüeli edasıyla “Benim bedenimi yeyip kanımı içen bedenimde sonsuz olur.” sözlerini çeşitlendiriyor. Trimagasi “Amen” diye bitiriyor. Platformun parçası olmanın bir ritüeli gibi. Etkileyiciydi. Zar zor canını kurtarıyor Goreng bu kattan. Ve 6. katta zenci bir adamla gözlerini açıyor yeni aya. Yukarı katlara çıkması gerektiğini rüyasında gördüğünü ve Tanrı’ya ulaşabileceğini söylüyor 5. kattakilere. Yalnız 5. kattakiler neyin nesi, en çok onun yorumlarını merak ediyorum. Alt katlardan çıkmış gibi değiller, gayet sakin, ak pak, keyifliler. Alt katlara sanki hiç gitmeyeceklermiş gibi bağımsızlar her şeyden. Adam karısına Baharat’ın söylediklerini aktarıyor alay eder gibi mi, onay ister gibi mi çözemedim; çözmek için de ayrıntı vermediler zaten. Kandırarak suratına dışkıladılar adamın tabi. Aralarındaki diyalog güzeldi: 5: Tanrıya inanır mısın? B: Tabii ki. 5: Hangi Tanrıya? B: Eşsiz gerçek Tanrı’ya elbette. Yukarıya da çıkarmayacak, neden bu inancını merak ediyor mesela? Ya da inançlı olmanın zenci için önemli olduğunu düşünerek bu inanç sisteminden beslenip mi kandıracaktı, bunu mu istedi? Zenciye dair ilk öğrenmek istediği şeyin bu olması enteresandı. İnancına ilişkin açıklamalarını da karısına özetliyor. Sanki yetkili kişi ve aynı Tanrı’dan bahsettiklerini teyit edecek kişi oymuşçasına. Kısacası 5. kat yoruma açık bir burjuva grubunu temsil ediyor. Herkesten bağımsız keyifleri yerinde bir grubun temsili. Imoguiri 8 yıl bunlara hizmet verip kendi oda arkadaşını seçiyorsa (olasılık tabii ki), bu grup da sürekli yemeğe ulaşan tayfa olmasın? 1. kattaki kimseyle film boyu diyalog kurulmadı, Goreng’in gözünden yaşadığımız için Goreng ölür film biter muhabbeti söz konusuydu. Geri kalanın ne deneyimlediği meçhul. Velhasıl, 5. kat ve üzeri burjuva grubunu, derin devleti, herkesin ulaşamadığı yönetici grupların temsili yani. Aşağı inmeye karar verdiklerinde “Nesin sen? Mesih mi?” diyor 5. kattakiler. Geri kalan tüm Mesih diyalogları ölen kankalarıyla Goreng arasında geçiyor gözden kaçırmadıysam. 6. kattan vazgeçmeyi göze almak da delilik sonuçta. Ama amaç sistemi bozmaksa, “Değişim asla spontane değildir.”. Alttakilerin gücü alındığına göre, bizimkilere düşüyor görev. Onlar da sorumluluk almayı tercih ediyor iki deli. Aşağı katlara inerken Baharat’ın bilge bir adam dediği biriyle karşılaşıyorlar. Ve bu adam diyaloğun gücünü savunuyor. Sanırım oda arkadaşıyla uzun süredir sistemin içinde. Haksızlığa uğrayarak girdiğinin inancı oluşuyor. Cezaevinde haksız yere kalan insanlar gibi. Baharat’la karşılaşmaları da üst kata çıkma çabası söz konusu olduğunda herhalde. “Ben sana ne öğrettim?” diyor. Sonuçta engelli bir adam, anında tarumar ederdi başka bir canavarla oda arkadaşı oldukları takdirde. Sandalyesi de sanırım nesnesi. Bu güne kadar geldiyse, ikisinin dayanışması sonucu olmalı. İlk önce Baharat diyaloğu denemeye çalışıyor. Ama işe yaramıyor, 50. kata kadar kıyım yapıyorlar. 96. kattaki sendromlu çocukla kurdukları diyalog da ilginç. Çocuk oda arkadaşına yedirdiği yemeği karnını deşerek alacağını söylüyor. Hiçbir şey yapmadan oradan ayrılıyorlar. Sistem çaresiz böyle bir tehdit söz konusu olduğunda. Amaç yemek ve herkes yaşamak / ölmekte özgür. Güçsüz olan öldürülecek ölmese bile. Bunun kabullenişi söz konusu. 250. kata geldiklerinde öldürülmüş insanlarla karşılaşıyorlar. Birinin samurai kılıcı diğeri de canavar gibi iki adam doğraya doğraya gidiyor alttakileri. Ama amaçları yemek değil. Öldürmek. Hayır yemeğin gitmediği grubu katletsen eline ne geçecek? Sonraki aya daha az insanla mı başlamak amacın platformda? Kaldı ki kılıçla gelmesi saldırganlığının ve ölümü istediğinin göstergesi. Yani aslında savaşın ve saldırganlığın, aciz ve sistemi zerre değiştiremeyecek insanların yaşam haklarını elinden almaktan başka amacı olmayan, ve üst sistemler tarafından kesinlikle görünmeyen bir hamle olduğu vurgulanıyor. Gören en üst düzey yönetim de sessiz. Önemsiz çünkü. Savaş vurgusu. Orda ölümcül yaralar alarak devam ediyorlar. Goreng’in 250 kat olduğuna dair teorisi tutmuyor. Burdaki yorumum şu, aslında sistem düşündüğü gibi çalışsa doğru söylüyor. Ama 250 den alttaki katlarda hep bir savaş hali söz konusu. Hep ölüyorlar. Öldürülüyorlar. Hatta en altlarda yanan insanlar var. Yemek çaldıklarından mı? Oraya yemeğin ulaşması mucize, 500 insan geçemez yani. Yan yana yanmış iki ceset vardı. Belki nesnesi çakmaktı birinin. Ya da yukarıdan gelen diğer manyaklar yaktı. Bu da muhtemel yakılarak öldürülen kadınların, çocukların, savaşmaktan bihaber insanların vurgusu. Vietnam’da ABD’nin kimyasallarıyla ölen insanlar. O kılıçlı da ABD askeri. Kuvvetle muhtemel. “1960’larda Ranch Hand Operasyonu’nu yürüten ABD Silahlı Kuvvetleri, Güney Vietnam topraklarının yüzde 10’unu dioksinle zehirledi. Bu, kimyasal silahların tarihteki en büyük kullanımı.” 333. kata geliyorlar. Bu ne 666 şeytan sembolü gibi. Her odada iki yatak olduğunu düşünürsek evet platform 666 kişilik. Çocuğun odasında yanındaki yatağı görmemiştim, tek sanmıştım. Ama çocuk tek, odada iki yatak var iki sahnede gösteriyorlar. Yanında biri olsa çocuğu o birkaç gün içinde çoktan öldürürdü. Ha, bu çocuğu Mirahu’nun kızı diye düşünenler varsa, bu o değil. Filmde Trimagasi, Goreng üç kere “oğlu” diye bahsediyor Mirahu’nun çocuğundan. Kendisine “Oğlun nerde?” diye soruyor Goreng. Kaçıyor. Oğlu savaşta öldü bence. Ümitsiz bir biçimde, heyecanlanmadan reddediyor soruyu Mirahu. Evet, o da sistemin en altında. Orası doğru. Ama sistemin altında yok oldu bile. En sonda yemek çaldıklarında ısınma-donma olmuyor. Çocuk için yapıyorlar. İlk önce amaç çocuğa yemeği ulaştırmak gibi algıladım, sonra öyle bişey yok. Sistem devam. Sistemin en altında çocuklar, cehennemi yaşıyorlar. 1. kata hiç çıkamıyorlar, yaklaşamıyorlar. Mesaj olarak kullanılıyorlar. Sesleri çıkmıyor. Günlerce orada kalmış bir çocuk gibi görünmüyor sadece. Aç gibi görünmüyor. Ya da istekleri o kadar bastırıldı ki bugüne kadar, aç olduğunu ifade etme hakkı bile tanınmıyor onlara. Ayrıca neden bir İtalyan tatlısını mesaj olarak kullanmayı seçiyor ki bilge adam? Öylesine değil. Tarihte Vietnam Savaşı ile İtalya arasında bir bağlantı var mı diye araştırdım biraz. Tabii ki bir bağ yok. Ancak “İtalyan iç savaşı” nın Vietnam Savaşı’nın bir “mesajı” olduğunu vurgulayanlar mevcut: Yani şeytan, insanın içindedir. Katliamları, ölümleri meşrulaştıran içimizdeki şeytanın ta kendisidir. Meşrulaşana kadar şeytanın da hükmü yoktur, yel değirmenleriyle savaşmanın da. İkisi de aynı kefededir. Olay şeytanın mı, yoksa değerlerimizin safında mı yer alacağımızdan ibaret. Yani, İtalya’nın verdiği mesajı zaten Vietnamlı (olduğunu düşündüğüm) bir çocuk yedi. ABD almadı mesajı. ABD mi demeye getiriyorlar bu yönetimi, orası da irdelenebilir. Vietnamlı çocuğun da mesaj olarak 0. kattakilerin olası vicdanına gönderilmesi de etkili olmayacak gibi. Yöntem mi, eylemsizlikten iyidir. Ama yine olan çocuğa olacak. Sistemi herkes birlikte değiştirecek. Yani yönetmene göre filmde açıkça söylendiği gibi “Komünistleri üsttekiler dinleyince.”. Alakasız bir yere sıkıştırıyorum; Goreng de bir tür yemek adı. Endonezya usulü bir pirinç yemeği, muzlu bir Singapur hamur yemeği vs, ama farklı yerlerde yemek adı. Adam yem olmuyor. Pek bir bağlantı bulamadım adına ilişkin, ama bir sahnede taze fasülyeyi yerken ekranı odaklıyorlar. İlk yemeği o. Tauge goreng Endonezya’da kızarmış fasülye filizi demek. Orda bir ironi yakaladı bence yönetmen de, bize geçmesi için tüm yemek literatürünü incelememiz gerekti. Sıra Baharat’ta. Baharat bildiğimiz baharat. Arapçadan gelme. Ama bi de şöyle bakarsak, Sanskritçede Bha ra ta kökünden gelen bir Hintçe isim. Bha ışık ve bilgi, rata sadık anlamındadır. Yani Bharat “karanlığa karşı ışığa sadık kişi” anlamına gelmektedir. Rüya gördüğünü ve yukarıdan da dışarı çıktığında Tanrı’ya ulaşacağını söylemişti. Ve de Goreng’e sistemi çökertme çabasında eşlik etmişti. Sadakatle. Onu kışkırtanlara bile izin vermeyerek. O kadar eminim ki Trimagasi ve Imogouri adlarının da bir anlamı olduğundan. Tri üçle bağlantılıdır filan, 333 – 666 şeytan vardır bir olayı. Bişey bulursam dönerim buraya. Filmin son sahnesine geliyorum altıncı kattan yedinci kata geçerken nihayet. Sadece platformun üzerinden gelen bir ışık huzmesiyle herhangi bir mekanizmaya bağlı olmayan platform aşağı zifir karanlığa iniyor. Epey de vakit geçiyor, çocuğun uyumasına yetecek kadar. İlk başta Goreng platformdan inene kadar ışık sadece üzerinden geliyordu. İndikten sonra çok net iki sahnede arkadan aydınlatma söz konusu. Bu kadar metafor dolu bir filmde bu ışığın kullanımında sadece aydınlatmayı hedef almaları pek mümkün değil. Goreng de platform dışında onu aydınlatan gücü buluyor. Trimagasi bulamamış, karanlığın içinden geliyor. Trimagasi diyor ki, “Mesajın bir ileticiye ihtiyacı yok.”. Goreng gitmiyor. Trimagasi’yi şu ana kadar delirmelerine rağmen dinlememiş olan Goreng. “Sen ki Yaşar Usta…!” ve tekrar ediyorlar; “O bizim mesajımız.”. Savaşan ve savaşmayanların, eylemcilerin ve eylemsizlerin, nevrotiklerin ve Don Kişotların. Mağdur bir çocuk. İşe yarayıp yaramayacağını bile bilmedikleri bir mesaj oluyor. Ve Goreng yel değirmenleriyle girdiği savaşta ölümcül yaralarına rağmen kazanmış edasıyla kendi ışığına gidiyor. Kendi ışığıyla ya da etrafı aydınlatıyor, kim bilir. Çocuk da, belki sağ salim yukarı ulaşmıyor bile. Ama tek bilinen şu, bu sistemin parçası olmaya devam edilen herkesin yemeğine “dışkılanacak”, bu kadar.


Yorumlar


  • Facebook
  • Twitte
  • Pinteres
  • Instagram

© 2035 by Design for Life.
Powered and secured by Wix

bottom of page